DEMOKRASİ VE CUMHURİYETE SAYGI
Atatürk'ün Türk Milletine sistem olarak uygun gördüğü, ulusal egemenliği ve iradeyi ortaya koyan demokrasi ve Cumhuriyet yönetimine olan saygı, partimizin değişmez temel ilkesidir. Yabancı devletlerin güdümü ve himayesi asla kabul edilemez.
BİRLİK VE BERABERLİK
Doğusuyla, batısıyla, güneyiyle, kuzeyiyle ülkemiz bölünmez bir bütündür. Atatürkçü toplumsal dayanışma, Milli birlik ve beraberlik ilkesine uygun hareket etmektir.
Milli birlik ve beraberliğin en belirgin işareti bütün vatandaşların içtenlikle Türküm diyebilmesidir.
Şu gerçektir ki; Cumhuriyet tarihinin belki de en önemli bunalımıyla karşı karşıya bulunmaktayız. Bu yapısal bir bunalımdır.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ, bir yandan etnik, diğeri din eksenli akımın adeta kıskacına sokulmuş olduğundan, din eksenli akımın itirazı Cumhuriyetin laik niteliğine, etnik eksenli akımın itirazı ise üniter yapısınadır. Etnik eksenli akım aldığı dış güçle, yürüttüğü şiddet ve terör politikasıyla siyasallaşmıştır.
Avrupa Birliği sürecinde: Ekümenlik, Pontusçuluk, ruhban okulu, Güneydoğu Anadolu'muza sokulmak istenen ayrılıkçılık, sözde Ermeni soykırımı, azınlıklar uydurması, Lozan'ın tartışmaya açılmak istenmesi, iç ve dış borç batağı ve benzeri dayatmalar Türkiye'yi parçalama, paylaşma ve manda yapma planlarından başka bir şey değildir.
EŞİTLİK
Türk toplumunun her bireyi eşittir. Bu eşitlik, kanunlar karşısında hukuken olduğu gibi inançta, eğitimde, sağlıkta, güvenlikte ve tüm sosyal ve ekonomik konulardadır.
Sağlık konusunda hiçbir ayrımcılık gözetmeden her yurttaşın sağlık hizmetlerinden kısa sürede ve olanaklı bir şekilde yararlanması sağlanacaktır.
Kamu yönetimi siyasi baskıdan kurtarılarak yönetimde tam bir tarafsızlık içinde olması için yeniden yapılandırılacaktır.
Siyasi otorite, tamamen kural koyucu, düzenleyici ve denetleyici olacaktır. Bakanlık sayısı bu bağlamda azaltılacaktır.
Milletvekili dokunulmazlıkları, kürsü dokunulmazlığı hariç kaldırılacaktır.
Milletvekili maaşlarının, asgari ücretin 20 kat olması ürkütücüdür. Kendi kendimize sınıf yaratıyoruz. Oysa Atatürkçü düşünce sistemiyle yönetilmesi gereken ülkemizin, sınıf farkını reddedecek projeleri ortaya koyması gerekir.
Gerek iktidar gerekse ana muhalefet partiler, dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik seçim vaatleri ile meclise girmişlerdir. Ancak aradan 4 yıl geçmesine rağmen, bu konuda hiçbir sonuç alınamamıştır.
Partimize, Devlet yardımını almamak niyetindeyiz. Aldığımız takdirde bu paranın genel merkez binaları yapımı, parti yemeklerinde kullanılmadığını halkımıza açıklayacağız.
Mazot 1 YTL olacak demiyoruz. Yalan söylemiyoruz. Önce milletimiz diyoruz.
Bugün aynı şeyi söylüyoruz. Yarında aynı söylediklerimizi savunacağız. Milletvekilliğini ticari olmaktan çıkaracağız.
Çağdaş Türkiye Partisi olarak milletvekili dokunulmazlığı ötesinde, parti programının 7nci maddesinde Türk halkına taahhütte bulunuyoruz. Programda belirttiğimiz hususları yerine getirmediğimiz takdirde yargı yolunu halkımıza açık tuttuk.
İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ
Osmanlı, şeriatla idare edilmesine rağmen irtica, hep “din elden gidiyor” sloganı ile gelmiştir.
Cumhuriyet döneminde de bu kalıp hiç değişmemiş, buna ilave olarak Laik Cumhuriyete, ATATÜRK ilke ve inkılaplarına hep karşı olunmuştur. İrticanın Cumhuriyet devrindeki hedefi açık veya gizli ATATÜRK düşmanlığıdır. Bu irtica yanlıları genç Cumhuriyetin aydınlığa dönük gelişmelerini içlerine sindirememişlerdir.
Demokraside isteyen istediği dini seçer. Özgürdür. Demokrasi; çoğulculuğu, özgürlüğü, demokratik düşünceyi ve dolayısıyla çok partili yapılanmayı getirir. Halkın dediği olur.
Demokrasi özgürlüğün adıdır. Herkes, başkasının özgürlüğüne müdahale etmeden kendi özgürlüğünü yaşayacaktır. Dolayısıyla demokraside zorlama yoktur.
Her türlü inancın özgürce yaşanması insanın en doğal hakkıdır. Ülkemizde her çeşit dinin taraflarının ibadetleri, laik anlayış içinde aynı saygı ve hoşgörüyle karşılanır.
Milli Eğitim şurasında katsayı düzenlemeleri ile yüksek öğretime giriş, imam hatip mezunları için kolaylaştırılmaktadır. Çağdaş Türkiye Partisi programında bu durumlar söz konusu olamaz.
Son çıkarılan vakıflar yasası ile Osmanlı millet modelinin Türkiye'nin idari yapısına oturtulması, tarikat ve cemaat vakıflarına serbestiyet kazandırılması, dinsel tabana dayalı özerk bölgeler, yapılar oluşturması tabiri caizse Lozan'ın delinmesi, rejimin yeniden tanzimi istenmektedir. Dinsel cemaat ve tarikatların yaşayabilmesi için Cumhuriyetin kurumları yıkılmaktadır.
Programımızda belirtildiği gibi kesinlikle din, siyaset aracı olarak kullanılmayacak, buna da izin verilmeyecektir.
TOPLUMUN REFAHI VE MALİ BAĞIMSIZLIĞIN KORUNMASI
Özel girişimcinin, üreticinin ve Milli üretimin, özel sektörle işbirliği içinde ulusal sanayinin, ticaret ve ihracatın, tarım, orman ve hayvancılığın teşvik, destek ve korunması toplumun refahına yansıyacaktır. Tam bağımsızlık ve Milli egemenliğin gerçekleştirilmesi ekonomik güçle doğru orantılıdır. Bugüne kadar IMF ve Dünya Bankası reçeteleri, Türkiye'ye fazla bir şey kazandırmamıştır. Bunların güdümündeki birçok firma ise Türk ekonomisini özelleştirme yolu ile tasfiye etmeye başlamıştır. Küreselleşmenin ekonomi politikaları Türk devletini küçültürken, yer üstü ve yer altı zenginliklerimiz de açıkça kaçırılmaktadır. Atatürk'ün Türkiye'si satışa çıkarılmıştır.
Partimizin amacı; halkımızı ve gelecek nesillerimizi, çağdaş dünyanın ulaştığı ekonomik, sosyal ve kültürel yaşam düzeyine kavuşturmaktır. Bunun için öncelikle Türkiye araştırma teşkilatı ve stratejik araştırma enstitülerinin kurulması sağlanacak, devlet planlama teşkilatı bu kuruluşlardan alacağı tarafsız verilerle kalkınma planlarını yapacaktır. Bu yolla tüm kamu sistemlerine gerçek verilerin aktarılabilmesi sağlanacaktır. Atarük'ümüzün “Üretmeden rahat bir yaşam sürmek isteyen Milletler, önce haysiyetlerinizi, müteakiben hürriyetlerini en sonunda da istiklallerini kaybederler” veciz sözünü daima dikkate alacağız. Tam bağımsızlık için şu ilkenin unutulmaması gerekmektedir. Milli egemenliğin, ekonomik egemenlik ile pekiştirilmesi gerekmektedir. Endüstrileşmenin önemi büyük olmakla beraber Türk ekonomisinin dayanağı tarımdır. Son yıllarda tarımsal istihdamda bir düşme gözlenmektedir. Tarımdan kopma, kırsal bölgelerde de istihdamla telafi edilemeyecek bir daralma sözkonusudur. Halen tarım kesiminde çalışan bireylerin gelirleri, diğer kesimlerin gelirlerine göre düşüktür ve gruplar arası gelir dağılımında büyük farklar bulunmaktadır. Hedefimiz; kırsal ve kentsel gelir farklılıklarının en aza indirilmesi, köylümüzün kentsel kesim düzeyinde bir refaha kavuşturulmasıdır. Sanayileşmede "devlet öncü olacak", özel girişimcilik desteklenip geliştirilecek ama her ikisi de milli nitelikte olacaktır. Özelleştirmeden elde edilen kaynaklar üretken yatırımlarda kullanılmak üzere bütçe dışı tutulacaktır. Sektörel ve bölgesel dengesizlikler giderilecektir. Türkiye'nin il, ilçe ve mezra konumuna kadar fizibilitesi hazırlanacak, hangi bölgede hangi verimli üretim sağlanacaksa oralara yatırım yapılacaktır. Her şey milli olacaktır. Milli bankacılık temel prensibimizdir. Günümüzde yabancı bankaların ağırlığı dolaylı ve dolaysız ortaklıklarla %70 seviyelerini bulmuştur. Bu sebepten dolayı ülkemizde kaynaklar yatırıma dönüştürülememektedir. Yurtdışından fonlar aracılığı ile gelen sıcak paralar kara yönelik gelmektedir. Gelen yabancı sermayenin kısmen Milli sermayeye dönüştürülmesi için gerekli önlemler alınacaktır. Sanayi devriminden pay alamayan ülkemizin, değişen dünya şartlarında bilişim sektöründen pay alması kaçırılmamalıdır. Öncelikle Düyun - u Umumiye borcu gibi yeniden son yıllarda yapılan borçlarımız bir takvim dahilinde ivedi olarak ödenecek, bundan böyle zorunlu olmadıkça mali bağımlılığa yol açan dış borç alınmayacaktır. 1946 yılından bu yana açık bütçeler, Cumhuriyetin geleceğini tehlikeye atmıştır. Mali bağımsızlığın korunması için ilk şart, bütçenin ekonomik bünye ile uyumlu ve denk olmasıdır. Türkiye'nin en zengin %10'luk bölümü ulusal gelirden %32.3 pay alırken, en yoksul %10'luk bölüm ise, %2.3 pay almaktadır. Bu durum gelir dağılımının dengesizliğini ortaya koymaktadır. Bugüne kadar işsizliği çözme vaadiyle gelen hiçbir iktidar çare bulamamıştır. Çözüm için; Para politikaları, Kobi firmaları ve sanayi işletmelerinden finans sorununun halledilmesinden, vergi kanunları ve eğitime kadar tüm hususların tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir. Milli pazar, koruma altına alınacak, güçlendirilecektir. Yerli üretim ve tüketime ağırlık verilecektir. Gelişmedeki gerçek başarı; sayısal artışların ötesinde; ülke gerçeklerine uygun, bilimsel derinliği olan, özgün nitelikleriyle, uzun erimli bir sanayileşme programı uygulanacaktır. Türkiye'nin en büyük sorunlarından olan bölgelerarası ekonomik farklılıklar ve bu farklılıkların meydana getirdiği "iç göç" hareketleri, Türkiye'nin bölgesel kalkınma planları uygulamaları ile yönlendirilecek ve önlenecektir. Öncelikle memurlar (bu kapsamda kamuda görev yapan TSK'leri, polis teşkilatı ve devlet memurları, öğretmenler ile emeklilerinin) durumunu düzeltecek, enflasyona ezdirilmeyecek bir maaş uygulamasına ivedilikle geçilecektir. Kayıtdışı ekonomi kayıt altına alınacaktır. Finans sektörü ile diğer sektörlerde faaliyet gösteren diğer şirketlerin, entegre bir sistem aracılığı ile mali yönden teknolojik yatırımlarla kontrol altına alınması sağlanacaktır. Türkiye'de tüm sektörlerde faaliyet gösteren şirketler, teknolojik olarak ilgili bakanlık ve kuruluş nezdinde takip edilecektir. Tüm firmalar Sanayi ve Ticaret odaları aracılığıyla sistematik olarak ilgili kurumlara bağlı olacaktır. Asgari ücret vergiden muaf tutulacaktır. Hedefimiz vergilendirmede tek sisteme dönmektir. Ancak, geçmişten gelen yanlış uygulamalar, bir hamlede bu uygulamaya geçişi engellemektedir. Bunun tek yolunun milli üretimden geçtiği inancındayız.
YOLSUZLUKLA MÜCADELE
Yolsuzluk yapılma olasılığı yüksek kamu yönetimi alanlarında çalışacak personelin belirlenmesinde özel kriterler getirilecek, bu personelin denetimi de özel bir yönteme tabi tutulacaktır.
Ülkemiz son yıllarda siyasi iktidarların kötüye kullanılmasından kaynaklanan bir yolsuzluklar kıskacına girmiştir. Kamu gücünün kötüye kullanılması sonucu ortaya çıkan yolsuzluklar başta olmak üzere, her türlü yolsuzlukla mücadele, partimizin öncelikli politikaları arasında olacaktır.
Vatan hainliği ve yüz kızartıcı suçlar hakkında af kanunu hiçbir şekilde meclisin gündemine getirilmeyecek ve çıkarılmayacaktır. Ahlaksızlığa yönelik suçlar, en ağır şekilde cezalandırılacaktır.
Tüm yolsuzlukların hesabı sorulacak, bu suçlarda zaman aşımı uygulanmayacaktır.
EĞİTİM, KÜLTÜR, SANAT'IN ÇAĞDAŞ DÜZEYE ÇIKARILMASI
Türk devletinin varlığı Türk dilinin kullanımı ve korunması ile sağlanır.
Bugün dilimizle ilgili herhangi bir otorite ne yazık ki yoktur. Atatürk'ün kurduğu Türk Dil Kurumu, sadece şeklen vardır. Bu kurum, Atatürk'ün ön gördüğü biçimiyle yeniden araştıran, üreten, yönlendiren otorite konumuna getirilecektir. Dilde, çok başlılığa ve sahipsizliğe son verilecektir. Yabancı dil öğrenmeye evet, yabancı dille öğrenime hayır diyoruz.
Öncelikle ve ivedilikle geleceğimizin güvencesi olan gençlerimizi yetiştiren öğretmenlerimizin eğitimi daha nitelikli hale getirilecek, bu konuda üniversitelerimizle işbirliğine gidilecektir.
Ayrıca yurt genelinde öğretmenlerimiz, bilgi ve beceri bakımından, bilim ve teknikteki gelişmeler de göz önüne alınarak hizmet içi eğitimden geçirilecektir. Toplumumuzda öğretmen, her türlü gelişmede öncü ve örnek alınan insan olacaktır.
Çoğulculuk; toplum içinde var olan kültürlere saygı göstermeyi ve ortak yaşamı barış içinde gerçekleştirmeyi amaçlar. Günümüzde tüm toplumlarda etnik ve dinsel farklılıklar, bunun da temelinde farklı kültürler bulunmaktadır. Burada amaç, bu kültürlerin karışarak senteze uğraması ve böylelikle toplumsal yaşamın kültürel açıdan zenginleşmesini sağlamaktır.
1919 yılında 2.228 Rum Okulu, dine dayalı eğitim ağırlıklı medreseler, 37 kentte 72 Fransız, 19 ilde 27 Amerikan, İstanbul'da 83 İngiliz, 44 Rus, 24 İtalyan, Elazığ'da 83 yabancı okul vardı.
Üç ayrı kültür bir aradaydı. Kimisi Arap – İran, kimisi Avrupa, kimisi de Tanzimat kültürünün ürünü üç tip insan yetiştirildi. Halbuki Cumhuriyet döneminin 1938 yılına kadar olan bölümünde çağına ve evrensele açılmış yeni insanlar yetiştirilme imkanı bulundu.
Eğitimde temel eğitim 12 yıla çıkarılacaktır. Temel eğitimin son iki yılında mesleki branşlara göre eğitim verilecek, üniversiteye girişlerde mesleki eğitimlere göre ilgili dallara yönlendirilecektir. Bu sayede üniversite önünde yaşanan gereksiz yığılmalar ortadan kaldırılacaktır. Günümüzde Milli Eğitim Bakanlığı ile Yüksek Öğretim Kurumu çatışmaktadır. Bizim eğitim politikamızda eğitim ve öğretim tek elden yönetilecek ve bunun içinde, Milli Eğitim ve Yüksek Eğitim Kurumu adı altında bir yapılandırmaya gidilecektir.
Eğitim ve öğretimin birleştirilmesi kapsamında, devlet üniversiteleri ile özel üniversiteler arasında eğitim farkı yaratılmaktadır.
Türkiye'nin ihtiyacı doğrultusunda ilgili dallarda mezun öğrenci yetiştirilecektir.
Kar amaçlı eğitimi reddediyoruz.
KADIN VE GENÇLİĞİN GELECEĞE GÜVENLE BAKABİLECEK DÜZEYE GETİRİLMESİ
Kadın bizim en değerli hazinemizdir. Ülkemizi çağdaş muasır medeniyetler üzerine çıkaracak insanlarımızı yetiştirecek onlardır. Kadınımıza dünyada ilk kez seçme ve seçilme hakkını tanıyan ülke Türkiye'dir. Ancak, politik çıkarlar uğruna dini inançların saptırılması ve çarpıtılması ile kadına verilen değer de azalmıştır. Gerektiği yere tekrar getirilecektir.
Kadın erkek eşitliğinin sağlanması, ancak üretim ve paylaşım ilişkilerinde, yani ekonomik alanda eşit sağlanması, kadının ekonomik özgürlüğünü elde etmesi ile olanaklıdır. Yürürlükteki uygulamalarda yeterli bir kadın erkek eşitliğinin sağlanması bugün için engellerle karşı karşıyadır.
Partimiz, kadın hakları sorununu insan hakları kapsamında değerlendirir ve kadın haklarını en temel bir insan hakkı olarak görür.
Partimiz, gençliğin geleceğe güvenle bakabilmesi, yetenek ve enerjisini ortaya koyabilmesi, toplum yaşamına katılabilmesi, demokrasiyi yaşayabilmesi için başta eğitim olmak üzere ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda gerekli koşulların sağlanmasını, böylece toplumun geleceğinin güvenceye alınmasını bir zorunluluk olarak görür.