Ç
T
P
 
ÇAĞDAŞ TÜRKİYE PARTİSİ
     

BASIN AÇIKLAMASI

AYMAZ SİYASETİN GETİRDİĞİ SORUNLAR VE TÜRKİYE'NİN OLMAZSA OLMAZLARI;

Laik ve Demokratik Türkiye Cumhuriyeti, Milletimizin istilacı devletlere karşı baş kaldırarak verdiği bağımsızlık savaşı sonrası kurulmuştur. Atatürk'ün, Kuvay-ı Milliye olarak somutlaşan Milli direniş kuvvetlerinin etken, Milli istencin de egemen kılınması isteği, Kuvay-ı Milliyenin mücadeleci ruhu ile özdeş bir duruma gelmiştir. Çoğulculuk; toplum içinde var olan alt kimliklere saygı göstermeyi ve bu alt kimliklerle birlikte ortak bir yaşamı, barış içinde gerçekleştirme amaçlanmaktadır. Günümüzde hemen tüm toplumlarda etnik ve dinsel farklılıklar ve bu farklılıklar temelinde farklı kültürler bulunmaktadır. Amaç, bu kültürlerin karışarak senteze ulaşması ve böylelikle de toplumsal yaşamın kültürel açıdan zenginleşmesini sağlamaktır.

Şunu asla unutmamak gerekmektedir. ATATÜRKÇÜLÜK ilkeleri kesinlikle sağ, sol ayrımı yapmadan tüm toplumu, kuvayı milliye ruhu ile dinamik ideale götürmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Çünkü dünyanın son yıllarda yaşadığı değişimler onu haklı çıkarmıştır. Evrensel ve kalıcı değerleri yakalamış olan inkılapçının ATATÜRK olduğu görüldü. Tam bağımsızlık ile Milli Birlik ve Beraberlik Avrupa Sosyal Demokrasi ilkelerinde yer almamaktadır. Bugünkü siyasi anlayışın; kelime oyunlarıyla aldatmaca veya bir yerleri taklit ederek göz boyama zihniyeti, ülkemizde karışıklığa çanak açmıştır. Zaten bütün tedirginlikleri de bundan kaynaklanmaktadır. ATATÜRKÇÜLÜK düşünce sistemi onları rahatsız etmektedir.

Avrupa Sosyal demokrasisi ilkeleri ile Türkiye'nin yeni bir kimlik arayışı, Türkiye'de kaosa açık bir ortam yaratmıştır. Zaten Avrupa Sosyal Demokrasi çığırtkanlarının potansiyel risk olarak değişik zamanlarda sık sık ülkemizin önüne getirdikleri Avrupa Birliği Sürecinde; Ruhban Okulu, Trabzon'da Pontus Devleti Girişimleri, Doğu ve Güney Doğu'da Otonom Bir Yapı, Sevr'in Yeniden Gündeme Getirilmesi, Azınlıklar konusunda Lozan'ın yeniden tartışmaya açılmak istenmesi, Sözde Ermeni Soykırımı, iç ve dış borç batağı, kısacası tüm bunların bütünü olan MANDA Yapma Teşebbüsleri, Türkiye'yi paylaşma planlarının açığa çıktığının göstergesidir.

Başlangıçta Emperyal güçler tarafından Lübnan terör üssü olarak kullanılmış, uygulama alanındaki devletler çökertilerek bölge arazisi yeni yapılanma için uygun bir konuma getirilmek istenmiştir. Bölgenin merkezi olan Türkiye'den bir şemsiye olarak yararlanan bu güçler, Türkiye'nin rejimini ve konumunu Arap ve İslam dünyasına karşı kullanarak kendini korumuştur. Türkiye'de bu çerçevede ciddi bir çalışma grupları oluşturulmuş, üyeleri Türk Devleti ve toplumunun en üst yerlerine getirilmiştir. Özellikle AB uyum paketleri, Türkiye'nin Emperyal güçlerin istediği yapıya dönüşmesini sağlamak için kullanılmıştır. Ayrıca İMF ve Dünya Bankası reçeteleri, Türkiye'nin Atatürk ilkelerinden uzaklaştırılması için kullanılmıştır. Yeni dönemde ise çökertilen Türk ekonomisinin özelleştirme yolu ile tasfiye noktasına geldiğinde, bu güçlerin denetimi altında çeşitli firmaların alıcı olarak devreye girdikleri görülmektedir. Küreselleşmenin ekonomik politikaları Türk devletini küçültürken, Türk Kamu İktisadi kuruluşlarının özelleştirme ile küresel sermayenin güdümüne teslim ederken, Atatürk Cumhuriyeti ülkemizde geri kalmaktadır. Türkiye'nin bütün sahilleri, su kaynakları, verimli toprakları, en değerli madenleri çok uluslu şirketlerin eline geçerken, Atatürk Cumhuriyeti'nin satıldığı görülmektedir.

Son yılların önemli gelişmelerinden biri olan Büyük Ortadoğu Projesi, coğrafi olarak Avrupa'nın esasını oluşturmaktadır (Karadeniz, Akdeniz, Hazar Havzaları, Kafkaslar, Balkanlar, Orta Asya, Basra Körfezi ve Kuzey Afrika). Amaç; Çin, Rusya Federasyonu, Avrupa ve Hindistan gibi alanlara yönelmek, bu ülkelerin gelişim alanlarını daraltmaktır. ABD özellikle; Şanghay işbirliği teşkilatı ( Çin, Rusya Federasyonu, Kazakistan, Tacikistan, Özbekistan ) nı engellemek istemektedir. Türkiye; Jeostratejik konumundan ötürü BOP, Büyük Avrupa ve Avrasya projesi güç oluşumlarının merkezindedir. Ancak dünya, tek merkezden kontrol altına alınacak kadar kolay bir jeopolitik ve jeostratejiye sahip değildir. Bu bakımdan uzay siyasetiyle coğrafik siyasetin beraber uygulanması planlanmaktadır. Ülkemiz bu çelişkinin de merkezindedir. O bakımdan Türkiye, karşı karşıya kaldığı sorunlar karşısında çok akıllı stratejik açılımlar yapmak zorundadır.

Bir ülkeyi bölmek istiyorsanız en etkili silah dindir. Hakim güçler, şeriatla Orta Doğu'yu kontrol etmeye çalışmaktadır. Orta Doğu, din ve mezhep çatışması açısından dünyanın en karışık bölgesidir. Bu saldırıların önüne geçebilmek için iç dinamiklerden hareketle Milli politikaların oluşturulması, halkın etkin bir şekilde siyasete katılması gerekmektedir. Öncelikle bu konunun yerleşmesi için milli ahlakın oluşması gerekmektedir.

Atatürkçülük'te Milli ahlak'm kaynağı toplumdur, Millettir. Millet uğruna gerektiği zaman canım vermek kuralı, ATATURKçülüğün benimsediği önemli kurallardan biridir. Milli ahlakın istekleri; doğru olmak, çok çalışmak, çevresindeki insanları, Türk milletini saymak ve sevmek, ülkesini ve milletini herşeyin üstünde tutmak, yükselmek, ileri gitmek, varlığını Türk varlığına armağan etmeye hazır olmaktır. Kayıtsız şartsız Milli egemenlik ile tam bağımsızlık, bir bütün olarak ele alınmalıdır.

Tam bağımsızlık, hiçbir devletin himaye ve nüfuz alanını kabul etmez. Atatürk, batının isteğiyle değil, batıya karşın çağdaşlaşma yolunu açmıştır. Amacı; Türkiye'nin, kendi kimliği ile çağdaş dünyada yerini almasıdır. Yabancı devletlerin güdümü ve himayesi, Atatürkçü Düşünce Sisteminde asla kabul edilemez. Atatürk milliyetçiliğine göre; Türk Milleti ilerleme ve gelişme yolunda ve milletler arası temas ve ilişkilerde, bütün milletlere paralel yürür. Onlarla uyum sağlar. Türk Milletinin şeref, onur ve çıkarlarına ilişilmesine asla izin vermez. Bu bakımdan Milli olmayan ve Atatürk Milliyetçiliğine aykırı akımların ülkeye girmesine ve bu akımların teşkil ettiği yurt dışındaki kuruluşlara katılmayı asla kabul etmez. Milli sınırlar dışındaki dünyada yaşayan bütün Türkleri kardeş sayar. Ama kendisine siyasi alan olarak, yalnız Türkiye Cumhuriyetinin sınırlarını ve bu sınırlar içindeki varlığı sürdürmeyi benimser. Onlarla siyasi bütünleşmeyi öngörmez.

Atatürkçülük; Marksizm –Leninizm, nasyonel sosyalizm ve faşizm gibi dogmatik bir ideoloji değil, pragmatik ve demokratik bir ideoloji ve sürekli bir dinamizmdir. Atatürkçü toplumsal dayanışma, milli birlik ve beraberlik ilkesine uygun hareket etmektir. Demokrasi adına ülkemize yardımcı olduklarını söyleyen bazı dış ülkeler (Güç Odakları); toplumla devlet arasına soktukları güdümlü örgütlerle, bazı medya ve devlet yöneticilerinin desteği ile;

- Bağımsızlık düşüncemizi ve tüm ulusal benliğimizi yok etmek.

- Ekonomimizi kontrol altına almak,

- Sağ – Sol, Laik – Antilaik, Türk – Kürt, Alevi – Sünni gibi ayrımcılığı ortaya koyarak kamplara ayırmak,

- Halkın devlete olan güveni ve bağılığını zayıflatmak için oyunlar oynamaktadırlar.

Bu güç odakları; T.C. Devletinin temel değerlerini tartışacak kadar ileri gidebilmektedirler. Hatta en önemli engelin Türk Ordusu olduğunu da bilmektedirler. Ordumuzu politika arenasına çekmek, yıpratmak, halkla arasını açmak gibi her türlü senaryoyu uygulamaya koydukları dikkatlerden kaçmamaktadır.

Türk insanı; dik duran, içte ve dışta itibarı yükselmiş, komşuları ile iyi ilişkiler kuran, stratejik öneme sahip her konuda dikkatli ve Kıbrıs konusunda da hassas davranan bir Türkiye görmenin beklentisi içerisindedir.

Hali hazırda Türkiye'nin önündeki birinci tehdit; yaşadığımız çağda hala Türkiye'de hilafeti ve şeriatı hayal eden çarpık ve hayali bir düzeni arzu eden her türlü geniş yelpazede yer alan, irticai düşüncelere sahip grupların var olması,

İkinci tehdit ise; son günlerde değişik formlardan ortaya çıkan, Türkiye'nin bölünmez bütünlüğüne yönelik, etnik ayrımcılığa dayalı terör örgütü faaliyetleridir. Ülkeler, çıkarları doğrultusunda hareket etmek durumundadır. Biz uyanık olmak zorundayız. Biz birlik, beraberlik içerisinde olduğumuzda, bu güç odaklarının tüm oyunları bozulacaktır. Bu şuur benliğimizde, özümüzde, bizi biz yapan değerlerimizde vardır. T.C. devletinin kuruluş harcında vardır, işte ÇAĞDAŞ TÜRKİYE PARTİSİ, bu harcı katmaya, Cumhuriyet döneminde yoku var eden, efsaneler yaratan Türkiye'nin önünü açmak için var olacaktır.

Türkiye'deki siyasi partilerin programlarına ve tüzüklerine baktığımızda, ATATÜRK düşüncelerini yansıtır bir yapı üzerine monte edildiği görülür. Ancak uygulamaya geçildiğinde; Atatürkçülük kılıfı altında bir din, ırkçılık, turancılık, liberalcilik, etnik ve mezhepçilik, komünizm panoramasının sergilendiği, aslında dingüder (şeriat) devlet, pantürkizm, marksist bir yapı, emperyalist hakim güçlere ülkeyi teslim etmeye yönelik bir durum olduğu gözlenmektedir.

Sağ, sol gibi ülkeyi şu andaki bölünme durumuna getiren yanlış kavram uygulamaları, 1939 yılından itibaren vatandaşlarımızı düşman kardeşler durumuna getirdi. Altı boş olan kavramların içlerini ansiklopedik bilgilerle dolduran siyasetçilerin vaatlerine, bazı bilim adamları ve kültürlü olduğunu iddia eden sözde aydın insanlarda maalesef alet oldu.

Halbuki ATATÜRKÇÜ düşünce sisteminde milliyetçilik kavramı "ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ" üzerine monte edilmiştir. Sağ sol fraksiyonların yeri yoktur. Türkiye için gerçek demokrasi, Atatürk Düşünce Sistemini yansıtan, halkın sadece kendi görüşlerini en iyi şekilde temsil edecek, temiz ahlaklı ve vicdanlarının süzgecinden geçirdikleri kanaatlerini ortaya koyma gücünde olan insanları seçmekle gerçek değerine ulaşılabileceğini değerlendiriyoruz.

Son günlerdeki gelişmeler çerçevesinde; sözde Ermeni tasarısı ABD Temsilciler Meclisinin Dış ilişkiler Komitesinde ele alınmış ve kabul edilmiştir. Türkiye de şeriat yaklaşımlarında önemli adımlar atılırken 20 den fazla ülkede bu tasarının geçmiş olması, ama ABD de bu tür görüşler ortaya çıktığında tepki koymalar ağırlık kazanmaktadır. Çıkan karar üzücüdür. Bunun akabininde ABD de kongresinden de ileri bir tarihte geçmesi halinde konu Birleşmiş Milletlere gelecek ve sırası ile toprak ve tazminat talepleri, aynen 1957 yılındaki Rusya Duma Meclisi kararlarındaki sözde Ermeni yaklaşımı gibi önümüze serilecektir. Durum çok ciddidir bu tür bir siyasi yaklaşımlarla bu sorunun çözülmesi sadece hayaldir. Sözde Ermeni soykırımı diye devamlı önümüze bir tehdit unsuru gibi getirilen yalan ve şantaja dayalı girişimler, sözde aydın diye tanımlanan okumuş cahillerin dış güçlerle işbirliği yapması sonucu bugünlere kadar gelinmiştir. Tabi ki son dönemdeki şeriat yaklaşımları da halkın dikkatini hep içeride anlamsız konulara yönlendirilmesine sebebiyet vermiştir. (türban, ulema vb…) Referandum, her şeyi halk söyleyecektir gibi kısır döngü içindeki sözler ülkemizi uçurumun kenarına kadar getirmiştir.

Bir diğer konuda Terörle mücadele Yüksek Kurulunun ilgili kurum ve kuruluşlara sınır ötesi operasyon dahil bütün önlemler için gerekli talimatın verilmesi ve teskerenin yakın bir tarihte meclisten geçebilmesi gerekçesinde ise uluslar arası hukuk kurallarına atıf yapılması, hukuki ve askeri hazırlıkların tamamlanması, talimatların birbiri ardınca verilmesi tabi ki olumlu gelişmelerdir. Ancak 1 mart tezkeresinin acı faturasını milletimiz şu anda ödemektedir. Sırnak ve Gabar da 25 evladımız şehit verildikten sonra bu tedbirlerin alınması ise aymazlıktır. Terör devam ettiği sürece askeri müdahale sürecektir. Ancak bu tür işlevlerde ABD de ile uzlaşmaya varılması gerektiği de bir gerçektir. Demokrasi terörle mücadelemize uluslararası meşruiyet kazandırdığı gibi terör tabanının daraltılmasında da önemli bir siyasi etkendir.

Artık bütün bunlara dur deme zamanının geldiğine inanıyor, Şehitlerimize rahmet, Milletimize baş sağlığı diliyoruz. Sadece seyretmekle, nasıl olsa ordu var halleder zihniyeti ile hiçbir yere varılamayacağını, tüm Milletimizin duyarlı olması gerekliliğine inanıyor, saygılar sunuyoruz.

ÇAĞDAŞ TÜRKİYE PARTİSİ


 

Fevzi Çakmak 2 Sok. No: 38 / 11 Kızılay - ANKARA

Tel: ( 0312 ) 229 78 36 / ( 0312 ) 230 14 17 Faks: ( 0312 ) 229 78 37